ASSAM | Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.assam.org.tr
ASSAM Küresel Krizlere Çözüm olabilecek model/ler üretme konusunda çalışmalar yürütmektedir. Bu kapsamda krizlerin sebeplerinin tanımlarını doğru yapmanın gerekliliğine inanarak yaptığımız çalışmayı takdim ediyorum. Yaklaşık 50 sayfayı bulan çalışmanın önsöz ve sonuç bölümleri aşağıya alıntılandı. Tamamı için ekli pdf dokümanı indirebilirsiniz.
İsrail’in Filistin’de yürüttüğü işgal ve soykırım faaliyeti İngiltere’nin desteği ile 1945’te başlamış, ABD’nin desteği ile 1948’de İsrail işgal ettiği topraklarda bağımsızlığını ilan etmiştir. 1948’den günümüze kadar sürekli genişleyerek devam eden işgale yönelik tepkilerin sonuncusu olan “Aksa Tufanı”nın medya ayağı sayesinde, tüm dünyanın gözleri küresel krizlerin kaynağına yöneldi.
Aslında Müslümanlara yönelik benzeri soykırımlar 90’larda Bosna’da, 13-14. yy.’da Moğol istilasında, 15. yy.’da da Endülüs’te yaşandı.
Küresel krizlerin nedenlerini, krizlerin odağındaki İslam dünyasının nasıl zayıflatıldığını ve sorunlara çözüm önerilerini inceliyoruz. Krizlerin kaynağının güç mücadelesi olduğu ve güç dengelerinin günümüzde Birleşmiş Milletler sistemi üzerinden kilitlendiğine vurgu yapıyoruz.
Sistemin nasıl oluştuğunu anlamak için tarihsel süreçten özetle bahsediyoruz. Tarihsel süreci konuyu dağıtmamak amacıyla özetlerken ilişkili gördüğümüz için sadece yakın tarihe değil, uzak tarihe de çok kısa değiniyoruz. Tarihi süreci günümüzden başlayıp geriye doğru giderek kurgunun nasıl oluşturulduğunu anlatmayı hedefliyoruz. Yani olayların aslında hedeflenmiş bir kurgu olduğunu ve tarihsel süreçlerin planlanarak yürütüldüğüne dikkat çekiyoruz.
Güç mücadelesinin temelinde küresel kaynaklara el koyma mücadelesi olduğunu, 16. yy.’dan itibaren Afrika’nın sömürgeleştirildiğini, 18. yy.’dan itibaren İslam Coğrafyasının sömürgeleştirildiğini vurguluyoruz.
I. Dünya Savaşı'nın asıl hedefi İslam topraklarının sömürgeleştirilmesiydi. Osmanlı Devleti'nin zayıflatılmasıyla birlikte Batılı güçler, zengin kaynaklara sahip bu coğrafyayı ele geçirme planları yaptı. Batı'nın, sömürgecilik yoluyla elde ettiği finansal kaynakları sanayi ve teknoloji devrimlerine aktararak İslam dünyasıyla arasındaki farkı açtı. İslam dünyasının en büyük hatası olarak ise Endülüs'ün kaybı ve Afrika'nın sömürgeleştirilmesi gibi önemli tarihi olaylara karşı birlik olamamasını gösteriyoruz. Bu parçalanmışlık, Batı'nın güçlenmesine ve İslam dünyasının zayıflamasına yol açmıştır.
Tüm dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu Gazze soykırımı üzerinden çözüm arayışımızı örneklendiriyoruz. Planlı olarak yürütülen küresel krizlere karşı çözümün planlı hareket ederek güç oluşturulmasından başka bir yolu olmadığını da vurguluyoruz.
BM Güvenlik Konseyi’nin, Kıbrıs Türk halkının kan, gözyaşı ve binlerce şehit verdikten sonra 42 yıl evvel kurduğu KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’ne (KKTC) sormadan, bilgilendirmeden ve de görüşlerini dikkate almadan Kıbrıs'ta 61 yıldır görev adı altında tatil yapan BM Geçici Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini bir yıllığına daha uzatması tam bir Rum yandaşlığı ve adaletsiz bir karar.
İsrail, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından derhal ateşkes çağrısına rağmen, Gazze'deki Filistinlilere karşı soykırım ve etnik temizlik uygulamaya devam ediyor. Ayrıca, Gazze'deki insanlara insani yardım ulaşmasını engellemek amacıyla ablukasını kullanıyor. İsrail, Gazze'deki 32 binden fazla masum Filistinliyi öldürdü ve yaklaşık yüz bin kişiyi yaraladı. Gazze harabe haline geldi ve yaşanamaz hale geldi. BMGK, uluslararası barış ve güvenliği sağlamakla sorumludur. BM ajansları, Gazze'yi insan yaşamı için uygun olmayan, insan yapımı bir felaket ve yıkım olarak tanımlamıştır.
“Keşmir siyasi bir meseledir ve Hindistan, Pakistan ve All Parties Hurriyat Conference (APHC) liderliği arasındaki üçlü müzakereler yoluyla çözülmesi gerekmektedir. Sayın Ghulam Muhammad Safi, İstanbul merkezli bir STK olan Yeni Dünya Vakfı tarafından Keşmir konusunda düzenlenen bir seminerde “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Cemmu ve Keşmir halkına vaat edilen kendi kaderini tayin hakkının reddi, hem Hindistan'ı hem de Pakistan'ı nükleer felaketin eşiğine getirebilir” dedi. Konuşmacılar: Sayın Ghulam Muhammad Safi, All Parties Hurriyat Conference Lideri; Sayın Abdul Rashid Turabi, Milletvekili, Azad Keşmir; Dr. Ghulam N. Mir, Dünya Keşmir Farkındalık Forumu (World Kashmir Awareness Forum) Başkanı ve Dr. Ghulam Nabi Fai, Dünya Barış ve Adalet Forumu (World Forum for Peace & Justice) Başkanı.
Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Emekli Tuğ. Adnan Tanrıverdi, “Türkiye 2015’ten bu yana ABD’ye 5 mağlubiyet yaşattı” dedi. Yeni Şafak’a konuşan Tanrıverdi bunları tek tek sıraladı: 1- ABD, 7 Haziran seçimlerinde istikrarı hedef alan propagandayı destekledi. Halkın ferasetiyle 5 ay sonra siyasi istikrar sağlandı. 2- Arkasından çukur eylemleri başladı. ABD desteği PKK’nın öz yönetim safsatası ile Türkiye’nin başına yeni dert açtı. Türkiye bu sıkıntıyı da 6 ayda çözdü. 3- Türkiye TSK'daki FETÖ’cüleri tasfiye ederken, 15 Temmuz darbe girişimi oldu. 20 saat içinde bu da bastırıldı. ABD’ye 3. mağlubiyeti yaşatıldı. 4- ABD, Cerablus’u terör örgütü PKK-PYD’ye teslim edecekti. Türkiye bunu fark edip askerini soktu ve bunun önüne geçmiş oldu. 5- ABD, Irak’ta Türkiye’nin üslerini kaldırmak için harekete geçti ama Türkiye bunu da başarıyla önledi. Bu da 5. mağlubiyet.
Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar izlediği politikalara bakıldığında genel olarak İslam Ülkelerinin karşıtı bir tutum izlediği görülmektedir. Bugüne kadar İslam ülkeleri nezdinde barışçıl bir adım atıldığı vaki değildir.
Geçen yüzyılın başında imparatorluklar dağıldı. İmparatorlukların bünyesinde bulunan milletler Birinci Dünya Savaşının galipleri tarafından güdümlü devletçikler halinde teşkilatlandırıldı. Bağımlı devletler, özgür olduklarını zannettikleri halde, totaliter rejimlere mahkûm edildi. Diktatörler, vasi devletler tarafından korundu ve desteklendi.
İki dünya harbi arasında, batının gelişmiş devletleri daha ziyade faşist diktalarla, Sovyetler ve bağlıları da komünist diktalarla idare edildi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, batılı devletlerde, ABD ve İngiltere örnek alınarak, demokratik sistemler yerleşirken, Rusya ve bağımlılarında Komünizm yönetim sistemi olarak benimsendi.
Batı, komünizme karşı Amerika’nın önderliğinde NATO bloğunu, Rusya’nın liderliğindeki Sovyetler Birliği de, azgın kapitalizme karşı VARŞOVA Paktını oluşturdu.